Ana içeriğe atla

‘Barış İçin Karikatürler’ ve ‘En Sevdiğimiz Kahramanlar’ En Sevdiğim Yerde

Bahçesiyle beni alıp uzaklara götüren İstiklal’de sakinliği bulduğum mabetlerimden biri olan Fransız Kültür’de güzel ve de oldukça anlamlı bir sergi açılmış. Aslında iki tane demek daha doğru olacak sanırım. Sınav koşturmacası hayatın getirip önüme serdikleri derken oturup kafa dinlemeye girmişken karşılaştım. ‘Barış İçin Karikatürler – Uluslar arası Aydın Doğan Karikatür Yarışması Seçkisi’ ve ‘En Sevdiğimiz Kahramanlar’ sergileriyle.

Karikatür dendiğinde her ne kadar zihnimizde mizahi şeyler canlansa da bazen baktığınız bir karikatür önünde onun gerçekliği ile kanınız donabilir. Çizgilerin içerdiği gerçeklerin ya da belki bunların bu kadar acımasız bir şekilde gerçek olduğunu bilmek sizi rahatsız edebilir. Sadece ülkemizde değil tüm dünyada ihtiyacımız var ‘barış’a. Hem de sadece fiziksel karşılığı olan savaşa, şiddete karşı değil psikolojik, manevi, sözel kısacası her türlü baskı ve şiddete karşı barışa hoşgörüye ihtiyacımız var. Sergideki seçkiler çeşitli ülkelerden katılan karikatüristlere ait çalışmalar aralarında ödül alanlar da var. Ödüllü ya da ödülsüz oldukça güzel bir seçki olmuş. Gezilip, görülesi, oturup düşünülesi… Sergi 31 Ağustos’a kadar gezilebilir.

Diğer sergi ise belki de gireceğiniz melankoliden bir olsun çıkıp tatlı bir tebessüm etmenizi sağlayacak ‘En Sevdiğimiz Karakterler’. Dünyada birçok ülkede de çalışmalarını sürdüren Fransız önemli bir yayınevi olan L’Ecole des Loisirs (Eğlence Okulu)  50. Kuruluş Yıldönümünü kutluyor. Bu vesile ile de 21 afişten oluşan mini bir seçki hazırlamışlar. Çocuklar bu kahramanların hikâyelerine de ulaşabiliyor. Eğlendirici bu seçkinin hikâyeleriyle çocuklar başlayan yaz tatilini de güzel bir şekilde değerlendirebilirler. Sergi, ebeveynlerin çocuklarına okumayı sevdirmeleri için hoş bir başlangıç olabilir.  11 Temmuz’a kadar gezilebilir.
Tek mekân 2 sergi, biri düşündürücü diğeri eğlenceli. İki sergi arasında bahçede oturup nefes alabilirsiniz. Dışarı akan insanların olduğu İstiklal’i düşünüp oturduğunuz bahçeyi ayıran bir kapının nasıl iki farklı yaşamı olabilir diye düşünebilirsiniz. Belki de daha gerçek şeyler düşünürsünüz kim bilir. Ama her iki sergiyi de gidip görmek gerekir diye düşünüyorum. Özellikle barış için çizilenler. İhtiyacımız var barışa, hoşgörüye ve sevgiye.
Keyifle gezmeniz dileğiyle…


Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Benküre / Planet I?

Yapay Zeka sanatına hazır mıyız? Bu sergi sayesinde haberim olan mekan Zülfaris Karaköy, Odeabank’ın dijital ve yeni medya sanatına odaklanan O’art platforumu tarafından gerçekleştirilen Benküre / Planet I? sergisine ev sahipliği yapıyor. Sergi eserleri, heykeltıraş  @handesekerciler  ve yeni medya sanatçısı  @ardayalkin ’dan oluşan sanatçı ikilisi  @wearehaar ’ın disiplinler arası çalışmalarından oluşuyor.   Mekanın bahçesinde bir heykel yerleştirmesi sizi karşılarken, ilk katı müziğe, üst katı ise heykel, resim ve vitray çalışmalarına ayrılmış. Sergide, mermer, cam, metal gibi geleneksel malzemeleri ışık, ses, ekran, bilgisayar yazılımları, yapay zekâ gibi teknolojik araçlarla birleştirilmiş.  Yapay zekanın yaratma ve sanatsal beceriler gösterebilmesi fikri bana biraz korkutucu gelse de benim için ilginç bir deneyimdi. Umarım mekan güzel bir dönüşüm yaşar ve ilginç sergilere ev sahipliği yapar. Meraklılarına tavsiye ederim.  ...

Valizdeki Kedi

     Valizdeki Kedi, Göktuğ Canbaba tarafından yazılmış, Sedat Girgin tarafından resimlenmiş bir çocuk kitabı. Evinde miskin bir şekilde uyuklayıp, hayatını bu şekilde geçiren Kiki isimli bir kedinin birden kendisini Paris sokaklarını arşınlarken bulmasını anlatıyor. Sevgili Kikiciğimiz o miskin halinden kurtulup, Paris’te ne işlere bulaştırıyor patilerini.        Bir halı pisisi olan Kiki, bir anda kendini Paris sokaklarında kehanet pisisi olarak buluveriyor. Kedilerle fareler arasındaki savaşı bitirmeye çalışan Kiki, birden sorunlarını unutup Sanat Ağacı’nın hayatını kurtarmaya adıyor kendini. Sanat Ağacı üstte sanatçı kedilere, köklerinde ise farelere kendini yuva yapmış bir ağaç. Bir gün bu ağacı kesmek isteyen biri çıkıyor. Kediler fareleri, fareler ise kedileri suçluyor bu işte. Ama Kiki aslında onların ayrı olmadıklarını birlikte çalışarak ağaçlarını yani evlerini kurtarabileceklerine onları ikna etmeye çalışıyor. Kiki, kediler ve fareler birli...

Kırmızı Pazartesi

“Santiago Nasar, onu öldürecekleri gün, piskoposun geleceği gemiyi karşılamak için sabah saat 05.30’da kalkmıştı.” Bu cümle ile başlıyor Marquez’in etkileyici romanı. Cinayet romanları ile pek aram yoktur aslında fakat Marquez’in kurgusu ve dili ile keyifle okuduğum romanlar arasında yerini aldı. İşleneceği bütün kasaba tarafından bilinen fakat önüne geçilemeyen-geçilmeyen bir cinayet. Angela Vicario’nun Bayardo San Román ile düğünlerinin sabahında bir ‘namus’ cinayeti olarak Santiago Nasar’ın kurban oluşu. Pablo ve Pedro Vicario, kardeşlerinin kaybolan bekâretinin hesabını soracaklardır. Angela Vicario’nun olay hakkında hiçbir ayrıntıdan söz etmeden sadece isim vermesi olayı bir muamma halinde bırakır. Kitap bu olay çevresinde Marquez’in cinayetteki sır perdesini çözmeye çalışması etrafında gelişiyor. Victoria Guzmán, Clotilde Armenta, Cristo Bedoya ve daha birçok kişinin gözünden cinayet günü, cinayete dahil oluşları titizlikle anlatılıyor. Kitabın en dikkat çekici ayrıntısı ise...