Ana içeriğe atla

Eldivenler, Hikâyeler


Bu defa Murathan Mungan’ın dizelerinden değil satırlarından kopup geldim. Düz yazılarının benim için yeri apayrı oluyor. Yazdığı hikâyelerle romanlarla bazen kendimi o kadar özdeşleştiriyorum ki sanki beni hissetmiş oturup konuşmuşuz o yazmış gibi. Alıp kitabı elime seviyorum. Hem kitabı hem kendimi sever gibi. Kendimden parçaları sever gibi. Mungan’ın bu kitabında çeşitli hikâyelerini okuyorsunuz. Farklı farklı hayatlardan yaşananlara, hissedilenlere açılan bir pencere gibi satırları okudukça gözünüzden akıp gidiyor. Her hikâye de bir parça ben vardım. Kimi satırların altı çizildi. Kimisinde durup uzun uzun düşünüldü. Ve bir çırpıda keyifle okudum. Kapak tasarımı beni ayrıca mest etti. Özellikle son zamanlarda kitap kapağı diye gördüğüm facialardan sonra böylesi güzel hazırlanmış bir emek övgüye değer bence. Okuduğum bir kitabı yazacağım zaman o kitabı da yanıma alır arada sayfalarını açar altını çizdiğim sarılar arasında gider gelirim. Şimdi hayatımda yaşanan güzel bir değişimin altını çizdiğim satırlarla nasıl anlamlandığını da görüyorum. O satırlarda gördüğümü, hissettiğimi gerçek hayatta yaşayabiliyorum. Sonra Mungan satırları alıp beni götürüyor yine. Kısacası ben okurken müthiş bir keyif aldım. Kitaplıkta gözüme çarptıkça ara ara elime alıp sayfalarını karıştırdıkça da bu keyif devam ediyor.
“…
Yaşadığımız her yere bir parçamızı bırakırız geçerken. Dokunduğumuz her eşyada enerjimizden bir parça kalır. Yeryüzüne parça parça dağılırız. Taşına, toprağına, suyuna, madenine karıştığımız yeryüzü koruyup saklar bizi. Yaşadığımız her olay, her duygu, her an kâinatın akıl erdirilemeyen kataloglarında saklanır. Hiçbir şey kaybolmaz, başka bir boyuta aktarılır yalnızca. Yeryüzünde milyarlarca insan, milyarlarca varlık birbirimize görünmeyen enerjilerle bağlıyız, nice bilinmez bağ bir araya getirir bizi, ya da ayırır.
…”
Keyifli okumalar…
Eldivenler, Hikâyeler
Murathan Mungan
Metis Yayınları

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Benküre / Planet I?

Yapay Zeka sanatına hazır mıyız? Bu sergi sayesinde haberim olan mekan Zülfaris Karaköy, Odeabank’ın dijital ve yeni medya sanatına odaklanan O’art platforumu tarafından gerçekleştirilen Benküre / Planet I? sergisine ev sahipliği yapıyor. Sergi eserleri, heykeltıraş  @handesekerciler  ve yeni medya sanatçısı  @ardayalkin ’dan oluşan sanatçı ikilisi  @wearehaar ’ın disiplinler arası çalışmalarından oluşuyor.   Mekanın bahçesinde bir heykel yerleştirmesi sizi karşılarken, ilk katı müziğe, üst katı ise heykel, resim ve vitray çalışmalarına ayrılmış. Sergide, mermer, cam, metal gibi geleneksel malzemeleri ışık, ses, ekran, bilgisayar yazılımları, yapay zekâ gibi teknolojik araçlarla birleştirilmiş.  Yapay zekanın yaratma ve sanatsal beceriler gösterebilmesi fikri bana biraz korkutucu gelse de benim için ilginç bir deneyimdi. Umarım mekan güzel bir dönüşüm yaşar ve ilginç sergilere ev sahipliği yapar. Meraklılarına tavsiye ederim.  ...

Valizdeki Kedi

     Valizdeki Kedi, Göktuğ Canbaba tarafından yazılmış, Sedat Girgin tarafından resimlenmiş bir çocuk kitabı. Evinde miskin bir şekilde uyuklayıp, hayatını bu şekilde geçiren Kiki isimli bir kedinin birden kendisini Paris sokaklarını arşınlarken bulmasını anlatıyor. Sevgili Kikiciğimiz o miskin halinden kurtulup, Paris’te ne işlere bulaştırıyor patilerini.        Bir halı pisisi olan Kiki, bir anda kendini Paris sokaklarında kehanet pisisi olarak buluveriyor. Kedilerle fareler arasındaki savaşı bitirmeye çalışan Kiki, birden sorunlarını unutup Sanat Ağacı’nın hayatını kurtarmaya adıyor kendini. Sanat Ağacı üstte sanatçı kedilere, köklerinde ise farelere kendini yuva yapmış bir ağaç. Bir gün bu ağacı kesmek isteyen biri çıkıyor. Kediler fareleri, fareler ise kedileri suçluyor bu işte. Ama Kiki aslında onların ayrı olmadıklarını birlikte çalışarak ağaçlarını yani evlerini kurtarabileceklerine onları ikna etmeye çalışıyor. Kiki, kediler ve fareler birli...

Yaşamak Denen Bu Zahmetli iş

Bu defa yazacağım yazı ne bir kitap hakkında ne de sergi üzerine, izlediğim bir oyundan bana kalanları paylaşacağım naçizane. Hanoch Levin’in yazdığı Nermin Saatçioğlu’nun çevirdiği Kerem Ayan tarafından yönetilen ‘Yaşamak Denen Bu Zahmetli İş’ adlı oyundu izlediğim.  Devlet tiyatrolarında sergilenen bu oyunu ne yazık ki son haftasında görebildim ben. Mayıs ayı programında yok ama belki önümüzdeki dönem tekrar yer verirler. Sahneyi üç karakter paylaşıyor. Evli Leviva ve Yona, komşuları Gunkel. (Leviva Ülkü Duru, Yona Musa Uzunlar, Gunkel İşdar Gökseven) Evliliklerinde sıkılmış Leviva ve Yona’nın, artık gecelerinin bir ritüeli haline gelmiş kavgalarına dâhil oluyor bu tek perdelik oyunda seyirciler. Birbirlerini, ilişkilerini kısacası hayatlarını sorgularken gece vakti kapılarına gelen Gunkel’e karşı birdenbire aynı safha geçiyorlar. İzlerken “evlilik”, “aidiyet”, “bağlılık”  gibi kavramları düşündürüp, sorgulatırken bir yandan da güldürmeyi başarıyor. Evlendikten sonra ...