Ana içeriğe atla

Raftaki Kedi Heybeliada'da


 Şehir, İstanbul bile olsa bazen küçük bir kaçamak yapmak gerek. Hayatın tüm yoğunluğundan ve yorgunluğundan arınmak için. Artık onunla bütünleşen ve bir süre sonra yadırgamadığımız hale gelen trafik ve kalabalığından sıyrılıp sessizliği, sakinliği içine çekmek istiyor insan. Ne yazık ki yeşile, doğaya hasret hale getirildiğimiz İstanbul’dan kaçıp gidesi geliyor insanın. Bu kaçışı Heybeliada istikametinde yaptım ben. Sabah vapuruyla serin deniz havasını içime çeke çeke gittim. Büyükada’yı da sevmiştim ama Heybeliada’nın yeri ayrı oldu benim için. Trafiksizliğin, bol yeşilin ve huzurun bir aynası oldu benim için. Çok sevdiğim yazarlardan biri olan Hüseyin Rahmi Gürpınar’ın Müze Evi’ni ziyaret etme planı ile çıkmıştım yola. Pazartesi günleri kapalı yazıyordu fakat cumartesi günü gittiğim halde kapı duvar buldum. Etrafında dolanmama rağmen kimseleri bulamadım. Başka bir güne, ruhumun başka bir kaçamağına kaldı artık. Durum böyle olunca Ruhban Okulu’na götürdüler beni orada oturan biricik dostlarım. Kocaman bahçesi içinde bir sürü hayvana ev sahipliği yapan bu tarihi mekâna bayıldım. Taş yapısı ve hoş mimarisiyle Ümit Tepesi’nde bulunuyor. Bahçesinde dolaşan tavus kuşu o harika kuyruğu ve tüm ihtişamıyla sizi karşılıyor. Bahçe girişinde Atatürk büstü ve Türkçe, İngilizce iki ayrı sözü bulunuyor.

 Birbirinin aynısı ve insanı yalnızlaştıran o pek beğenilen lüks rezidansların yerine küçük bile olsa bahçesi olan ada evlerine bayıldım. Belki bahçeli bir evde büyüdükten sonra birbirinin içine geçmiş küçük daireler ruhumu yoruyor. Günübirlik böyle bir kaçışı herkese tavsiye ederim. Ruhun böylesi dinlenmelere ihtiyacı var bence. Aldığım nefeslerde içime tamamen doldurmak istedim havasını. Raftaki Kedi rafından inip doğa ile buluştu denilebilir. Adanın kedileri ve köpeklerine de ayrıca bayıldım. Sokaklar temiz, insanlar etraflarında onlarla birlikte yaşayan hayvanlara karşı duyarlı. Keşke atlar içinde aynı şeyleri söyleyebilseydik. Yapılan çalışmalarla bu konunun da üstesinden gelineceğini umuyorum. Raftaki kedinin ruh dinlentisi böyle yansıma buldu kelimelerde. Daha uzun uzadıya anlatılabilirim. Gezdiğim sakin yokuşlarını, Ruhban Okulu'nu sokaklarını kısacası her bir yanını düşününce ardı ardına geliyor cümleler. Ama gidip gezseniz havasını kendiniz solusanız daha keyifli olur.


 Keyifle gezmeniz dileğiyle…

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Benküre / Planet I?

Yapay Zeka sanatına hazır mıyız? Bu sergi sayesinde haberim olan mekan Zülfaris Karaköy, Odeabank’ın dijital ve yeni medya sanatına odaklanan O’art platforumu tarafından gerçekleştirilen Benküre / Planet I? sergisine ev sahipliği yapıyor. Sergi eserleri, heykeltıraş  @handesekerciler  ve yeni medya sanatçısı  @ardayalkin ’dan oluşan sanatçı ikilisi  @wearehaar ’ın disiplinler arası çalışmalarından oluşuyor.   Mekanın bahçesinde bir heykel yerleştirmesi sizi karşılarken, ilk katı müziğe, üst katı ise heykel, resim ve vitray çalışmalarına ayrılmış. Sergide, mermer, cam, metal gibi geleneksel malzemeleri ışık, ses, ekran, bilgisayar yazılımları, yapay zekâ gibi teknolojik araçlarla birleştirilmiş.  Yapay zekanın yaratma ve sanatsal beceriler gösterebilmesi fikri bana biraz korkutucu gelse de benim için ilginç bir deneyimdi. Umarım mekan güzel bir dönüşüm yaşar ve ilginç sergilere ev sahipliği yapar. Meraklılarına tavsiye ederim.  ...

Valizdeki Kedi

     Valizdeki Kedi, Göktuğ Canbaba tarafından yazılmış, Sedat Girgin tarafından resimlenmiş bir çocuk kitabı. Evinde miskin bir şekilde uyuklayıp, hayatını bu şekilde geçiren Kiki isimli bir kedinin birden kendisini Paris sokaklarını arşınlarken bulmasını anlatıyor. Sevgili Kikiciğimiz o miskin halinden kurtulup, Paris’te ne işlere bulaştırıyor patilerini.        Bir halı pisisi olan Kiki, bir anda kendini Paris sokaklarında kehanet pisisi olarak buluveriyor. Kedilerle fareler arasındaki savaşı bitirmeye çalışan Kiki, birden sorunlarını unutup Sanat Ağacı’nın hayatını kurtarmaya adıyor kendini. Sanat Ağacı üstte sanatçı kedilere, köklerinde ise farelere kendini yuva yapmış bir ağaç. Bir gün bu ağacı kesmek isteyen biri çıkıyor. Kediler fareleri, fareler ise kedileri suçluyor bu işte. Ama Kiki aslında onların ayrı olmadıklarını birlikte çalışarak ağaçlarını yani evlerini kurtarabileceklerine onları ikna etmeye çalışıyor. Kiki, kediler ve fareler birli...

Yaşamak Denen Bu Zahmetli iş

Bu defa yazacağım yazı ne bir kitap hakkında ne de sergi üzerine, izlediğim bir oyundan bana kalanları paylaşacağım naçizane. Hanoch Levin’in yazdığı Nermin Saatçioğlu’nun çevirdiği Kerem Ayan tarafından yönetilen ‘Yaşamak Denen Bu Zahmetli İş’ adlı oyundu izlediğim.  Devlet tiyatrolarında sergilenen bu oyunu ne yazık ki son haftasında görebildim ben. Mayıs ayı programında yok ama belki önümüzdeki dönem tekrar yer verirler. Sahneyi üç karakter paylaşıyor. Evli Leviva ve Yona, komşuları Gunkel. (Leviva Ülkü Duru, Yona Musa Uzunlar, Gunkel İşdar Gökseven) Evliliklerinde sıkılmış Leviva ve Yona’nın, artık gecelerinin bir ritüeli haline gelmiş kavgalarına dâhil oluyor bu tek perdelik oyunda seyirciler. Birbirlerini, ilişkilerini kısacası hayatlarını sorgularken gece vakti kapılarına gelen Gunkel’e karşı birdenbire aynı safha geçiyorlar. İzlerken “evlilik”, “aidiyet”, “bağlılık”  gibi kavramları düşündürüp, sorgulatırken bir yandan da güldürmeyi başarıyor. Evlendikten sonra ...